Take a photo of a barcode or cover
ikovski 's review for:
Kötülük Çiçekleri
by Charles Baudelaire
Baudelaire pek çok şairi etkilemiş ama kendi zamanında kıymet görmemiş bi insan. Çocukluğundaki aile içi travmasıyla başlayan hazin hayatı artarak devam etmiş ve sonunda ahlaksız, günahkar, sefil, rezil ve olağanüstü şiirlerin efendisi olmuş (bunlar benim satırlarım olamaz). Narkotik da var mesela işin içinde.
Adamın adı bile şiir gibi, Baudelaire ((/ˌboʊdəlˈɛər/).
Nys, şöyle bir şey var; Baudelaire’i anlamak çaba gerektiriyor, öyle alıp oturup okuyabileceğiniz biri değil, gerçi sanatın kendisi öyle değil. Bir şiiri yakalamak için özünü bilmenize gerek yok, zaten bilemezsiniz zira şair siz değilsiniz. Ama şairi, dönemini, ve dönemindeki diğer şairleri bilirseniz, yazdığı şeyin edebiyat uzamındaki yerini bilirsiniz az çok.
Baudelaire’i ve fazlasını tanımak için gerek edebiyatçılardan, gerek eleştirmenlerden okuyacağınız sayısız metin, makale, kitap var (çevrilmiş olanlar da, Sartre’nin İthaki’den, Suut Kemal’in Varlık’tan, ben okumadım çünkü geç gördüm :3). Mutlaka öncesinde okuyun, İş Bankası’ndan çıkan “Günce”si var, hiçbir şey bulamazsanız wikipedia okuyun ve gösterilen dipnotların kaynaklarına gidin.
Kitaba başladıktan sonra da şiiri önce okuyup sonra (belki öykü olur başka bi yazar için) aratın yine ‘analiz, inceleme, eleştiri, anlamı’ gibi kelimelerle, İngilizce kaynaklar çok daha yararlı ama bizde de edebiyat dergilerinde (‘gerçek’ olanlarında) eğer konu edilmişse harika incelemeler mevcut oluyor. Araştırdıktan sonra tekrar okuyun şiiri.
Aslında bu söylediğim her edebiyatçı için geçerli. Öyle dursun aklınızda hoşunuza gitmişse yöntem.
Bunu daha önce de demiştim.
Tabi bu açıdan (diğerlerini bilmiyorum ama) Varlık’tan alanlar şanslı çünkü kitabın sonunda ‘şiirlerle ilgili açıklamalar’ bölümü var ve yalnız bilinmeyen kelimeler değil, imgelerin, neye yazıldığının, bazen ne anlama geldiğinin açıklamaları var çevirmene (ya da yayıncıya) ait. Bundan önce de kitabın ilk baskısı için şairin ‘önsöz taslakları’, kitabın başında da kronolojik, açıklamalı hayatı bulunuyor.
Bunu şunun için diyorum: Herkes Baudelaire’in yasaklanan şiirlerini, hayvan postu-yelesi gibi imgelerini, yasaklı şiirlerindeki ahlaksız tarafı biliyor. Ama öte yandan adam başka bir sanat eserinden, heykelden, besteden, tablodan vs. ilhamla, onlara şiir yazıyor, ya da onların şiirini (burada imge ve sembollerinden bahsetmiyorum). Ya da mesela, ‘Fenerler’ şiiri temada çarpmayabilir ama o şiir yazısal bir sinematografi gibi: ‘berrak görüntüden karanlığa, oradan bulanık olanına, oradan sese ve yansımalara geçen bir şiir’ notunu almışım ben, araştırınca aynı fikirde olanları gördüm (hehe), olmayanı da (ühü). Yani sadece anlam ve duygu kaygısı güdemezsiniz.
Sembolist olabilir ama bence anlaşılması zor değil çünkü alegori yok içinde (Plath beni öldürmüştü mesela). Mitolojiyi ve kadınları çok seviyor. İmgeler çok çok daha zor (şimdi aradaki farklı açıklayabilememekteyim). Ayrıca şu var, şiirlerinde önce, tıpkı romandaki gibi, mekan tasviri yapıp sonra olaya sonra da diyalog misali (ki bazen öyle) karakterler ve ‘asıl mevzu’ya geliyor, kapanışı öyle yapıyor bazen. Az önce dediğim gibi, yazısal fenomen.
Cins cins kelimeler kullanıyor. Şimdi yaşasa eminim nükleer, inovasyon ve bumerang kelimelerini kullanırdı :) Yani dönemin tüm akımlarına reddi geçtim, erdemden (decadents) geçtim, ahlaksızlığı geçtim, sembolde-imgede bile olur olmadık, ki günümüzde bile herhangi bir şiirin içinde görülse reddedilen şeyler kullanıyor. Bu John Donne’nun metafor ve imgelerinden de fena.
En çok sevdiğim şiirleri de isimlerini de yazmayacağım, çok çünkü. Ama yasaklı şiirlerinden, önceden de (bi ara yasaklanmış eser takıntım vardı) en çok Lethe'yi sevmiştim, şimdi de aynı şiiri sevdim. ‘Fenerler’ ve ‘Çerçeve’ gibi soyut biçimlerini de, ahlaksızları da, günahkarları da, ‘Sıkıntı’ olanları hele.
Hepsini anladım mı, of course not.
Size ben anlat(a)madım zaten, bahsettiğim gibi araştırın.
Baskıyla ilgili söylemek istediklerim var:
Baudelaire'in iç sıkıntısı kadar ağır kitap. Koskoca Varlık da kitabını 80 (90 bile olabilir) gramlık boyuna geniş kesilmiş A5 kağıda basıyorsa, yayıncılık hayatı bitmiş demektir. Kapak görselini hala anlamlandıramıyorum.
Şu da var, şiirler üstbilgi ayrılarak roma rakamlarıyla numaralandırılmış ama buna rağmen bir şiirden sonra isimsiz şiirlere geçince fark edemedim ben bazen. Daha iyi bir sayfa düzeni oluşturulabilirdi.
Özensiz bir basım bence. Word'den direk baskıya yollamışlar ozalitçide sanki.
Ayrıca açıklamalar kısmındaki şiirin adıyla asıl şiirin adı arasında farklılıkların olduğu üç beş hata vardı.
Ancak bunlar haricinde çevirisi bence çok çok çok güzeldi. Erdoğan Alkan zaten muazzam bir inceleme yapmış (sembolizm dahil, Rimbaud’dan biliyorum ayrıca), zaten kendisi müthiş.
Gerçi fransızca bilen Ginsberg demiş ki “…anlamak için bütün çevirilerini okuman lazım.” Bir şiirinin bütün çevirilerinden bahsediyor :D Ama ben türk şiirinde bile ölçüsüz ve uyakta ısrarcı olmayan serbest şiiri sevdiğim için üstüne bir de çeviri okumaktan nefret ediyorum. Bu tercihten çok sevme meselesi.
Belirtmeden edemeyeceğim; sevgili şair Neruda, Baudelaire'i eleştirmiş, toplumsal olaylara değinmediği için. İçimden geçirdim 'işte yavrum bu yüzden, sen önde gelen isimlerden Neruda iken o herkesi etkileyen Baudelaire.' Sorry.
Paris Sıkıntısı kitabını edinmenizi tavsiye ederim. Şiirlerle ilgili açıklamalar kısmında "Paris Sıkıntısı'ndaki '.......' metin ile karşılaştırın" gibi atıflar var. Ben okumuştum zaten ama bayağı oluyor, yorumu bile yok. Yeniden okumayı düşünüyorum ama karar vermedim (düzyazı şiir olduğunu bilmeden okumuş ve sevmiştim, Rimbaud’dan bunu tadamadım). Hem çok ponçik oluyor kitaplar arası gidip gelmek :) Yine Varlık’tan olan baskıyı önereceğim keza çevirmen ve yayın stili aynı.
Adamın adı bile şiir gibi, Baudelaire ((/ˌboʊdəlˈɛər/).
Nys, şöyle bir şey var; Baudelaire’i anlamak çaba gerektiriyor, öyle alıp oturup okuyabileceğiniz biri değil, gerçi sanatın kendisi öyle değil. Bir şiiri yakalamak için özünü bilmenize gerek yok, zaten bilemezsiniz zira şair siz değilsiniz. Ama şairi, dönemini, ve dönemindeki diğer şairleri bilirseniz, yazdığı şeyin edebiyat uzamındaki yerini bilirsiniz az çok.
Baudelaire’i ve fazlasını tanımak için gerek edebiyatçılardan, gerek eleştirmenlerden okuyacağınız sayısız metin, makale, kitap var (çevrilmiş olanlar da, Sartre’nin İthaki’den, Suut Kemal’in Varlık’tan, ben okumadım çünkü geç gördüm :3). Mutlaka öncesinde okuyun, İş Bankası’ndan çıkan “Günce”si var, hiçbir şey bulamazsanız wikipedia okuyun ve gösterilen dipnotların kaynaklarına gidin.
Kitaba başladıktan sonra da şiiri önce okuyup sonra (belki öykü olur başka bi yazar için) aratın yine ‘analiz, inceleme, eleştiri, anlamı’ gibi kelimelerle, İngilizce kaynaklar çok daha yararlı ama bizde de edebiyat dergilerinde (‘gerçek’ olanlarında) eğer konu edilmişse harika incelemeler mevcut oluyor. Araştırdıktan sonra tekrar okuyun şiiri.
Aslında bu söylediğim her edebiyatçı için geçerli. Öyle dursun aklınızda hoşunuza gitmişse yöntem.
Bunu daha önce de demiştim.
Tabi bu açıdan (diğerlerini bilmiyorum ama) Varlık’tan alanlar şanslı çünkü kitabın sonunda ‘şiirlerle ilgili açıklamalar’ bölümü var ve yalnız bilinmeyen kelimeler değil, imgelerin, neye yazıldığının, bazen ne anlama geldiğinin açıklamaları var çevirmene (ya da yayıncıya) ait. Bundan önce de kitabın ilk baskısı için şairin ‘önsöz taslakları’, kitabın başında da kronolojik, açıklamalı hayatı bulunuyor.
Bunu şunun için diyorum: Herkes Baudelaire’in yasaklanan şiirlerini, hayvan postu-yelesi gibi imgelerini, yasaklı şiirlerindeki ahlaksız tarafı biliyor. Ama öte yandan adam başka bir sanat eserinden, heykelden, besteden, tablodan vs. ilhamla, onlara şiir yazıyor, ya da onların şiirini (burada imge ve sembollerinden bahsetmiyorum). Ya da mesela, ‘Fenerler’ şiiri temada çarpmayabilir ama o şiir yazısal bir sinematografi gibi: ‘berrak görüntüden karanlığa, oradan bulanık olanına, oradan sese ve yansımalara geçen bir şiir’ notunu almışım ben, araştırınca aynı fikirde olanları gördüm (hehe), olmayanı da (ühü). Yani sadece anlam ve duygu kaygısı güdemezsiniz.
Sembolist olabilir ama bence anlaşılması zor değil çünkü alegori yok içinde (Plath beni öldürmüştü mesela). Mitolojiyi ve kadınları çok seviyor. İmgeler çok çok daha zor (şimdi aradaki farklı açıklayabilememekteyim). Ayrıca şu var, şiirlerinde önce, tıpkı romandaki gibi, mekan tasviri yapıp sonra olaya sonra da diyalog misali (ki bazen öyle) karakterler ve ‘asıl mevzu’ya geliyor, kapanışı öyle yapıyor bazen. Az önce dediğim gibi, yazısal fenomen.
Cins cins kelimeler kullanıyor. Şimdi yaşasa eminim nükleer, inovasyon ve bumerang kelimelerini kullanırdı :) Yani dönemin tüm akımlarına reddi geçtim, erdemden (decadents) geçtim, ahlaksızlığı geçtim, sembolde-imgede bile olur olmadık, ki günümüzde bile herhangi bir şiirin içinde görülse reddedilen şeyler kullanıyor. Bu John Donne’nun metafor ve imgelerinden de fena.
En çok sevdiğim şiirleri de isimlerini de yazmayacağım, çok çünkü. Ama yasaklı şiirlerinden, önceden de (bi ara yasaklanmış eser takıntım vardı) en çok Lethe'yi sevmiştim, şimdi de aynı şiiri sevdim. ‘Fenerler’ ve ‘Çerçeve’ gibi soyut biçimlerini de, ahlaksızları da, günahkarları da, ‘Sıkıntı’ olanları hele.
Hepsini anladım mı, of course not.
Size ben anlat(a)madım zaten, bahsettiğim gibi araştırın.
Baskıyla ilgili söylemek istediklerim var:
Baudelaire'in iç sıkıntısı kadar ağır kitap. Koskoca Varlık da kitabını 80 (90 bile olabilir) gramlık boyuna geniş kesilmiş A5 kağıda basıyorsa, yayıncılık hayatı bitmiş demektir. Kapak görselini hala anlamlandıramıyorum.
Şu da var, şiirler üstbilgi ayrılarak roma rakamlarıyla numaralandırılmış ama buna rağmen bir şiirden sonra isimsiz şiirlere geçince fark edemedim ben bazen. Daha iyi bir sayfa düzeni oluşturulabilirdi.
Özensiz bir basım bence. Word'den direk baskıya yollamışlar ozalitçide sanki.
Ayrıca açıklamalar kısmındaki şiirin adıyla asıl şiirin adı arasında farklılıkların olduğu üç beş hata vardı.
Ancak bunlar haricinde çevirisi bence çok çok çok güzeldi. Erdoğan Alkan zaten muazzam bir inceleme yapmış (sembolizm dahil, Rimbaud’dan biliyorum ayrıca), zaten kendisi müthiş.
Gerçi fransızca bilen Ginsberg demiş ki “…anlamak için bütün çevirilerini okuman lazım.” Bir şiirinin bütün çevirilerinden bahsediyor :D Ama ben türk şiirinde bile ölçüsüz ve uyakta ısrarcı olmayan serbest şiiri sevdiğim için üstüne bir de çeviri okumaktan nefret ediyorum. Bu tercihten çok sevme meselesi.
Belirtmeden edemeyeceğim; sevgili şair Neruda, Baudelaire'i eleştirmiş, toplumsal olaylara değinmediği için. İçimden geçirdim 'işte yavrum bu yüzden, sen önde gelen isimlerden Neruda iken o herkesi etkileyen Baudelaire.' Sorry.
Paris Sıkıntısı kitabını edinmenizi tavsiye ederim. Şiirlerle ilgili açıklamalar kısmında "Paris Sıkıntısı'ndaki '.......' metin ile karşılaştırın" gibi atıflar var. Ben okumuştum zaten ama bayağı oluyor, yorumu bile yok. Yeniden okumayı düşünüyorum ama karar vermedim (düzyazı şiir olduğunu bilmeden okumuş ve sevmiştim, Rimbaud’dan bunu tadamadım). Hem çok ponçik oluyor kitaplar arası gidip gelmek :) Yine Varlık’tan olan baskıyı önereceğim keza çevirmen ve yayın stili aynı.

Yaşasın kötü ve günah ve ahlaksız ve kara ve iğrencin güzelliği!
xoxo
iko