1.52k reviews for:

O Lírio Dourado

Richelle Mead

4.24 AVERAGE


4.5 stars... Enjoyed this book more than Bloodlines

Goodreads won’t let me mark this as read again. As stated before I think I’ve read the first three books of this series like 6 times each? Something crazy like that. Anyway just had to say that the marketing of this book is wrong, and I was going to give a really long justification for that but on the whole I think this book is not a paranormal romance, it’s a romantic comedy about paranormal people. The car scene is proof enough of that.

Richelle Mead you are killing me! I seriously cannot remember the last time I loved a series so much (I'm including Vampire Academy in this statement since it's just a continuation.) I loved Sydney so much in this book and I feel so bad that everything she was taught makes her keep her distance. I can understand but the group is just so good I can see why she has such a hard time keeping her distance. I am worried that the group as a whole will think she doesn't care about them and I just know they can't see her internal struggle because she really does care. I was totally surprised that Trey ended up being a hunter it was kind of disappointing. I liked Brayden and I felt he and Sydney complemented each other but he was weird and I'm so glad that he broke it off. Although really Sydney is irresponsible is about the dumbest thing I've ever heard. I know he doesn't know what's going on but seriously since when is leaving to help family irresponsible? And at this point I'm so addicted to Richelle Mead it's ridiculous I'm already trying to figure out how to get my hands on a copy of Indigo Spell because it's not at my library yet. I just can't believe that each book lives up to it's predecessor in different and unique ways so its equally as good but not all the same. I highly recommend this series to anyone.

I am already sad to be 2/6ths of the way through this series because I never want it to end!!! I didn’t think this author could make me fall in love with characters quite as well as she did with the first series, but I was very wrong. Unlike so many writers, she has managed to create an equally interesting storyline!!! I love Sydney and Adrian and all of the other characters, and I honestly feel as though I am right beside them while I’m reading! I cannot praise Richelle Mead enough for her exquisite writing!!!!! 4.9/5 please write more VA world books....

Boring main character does boring things and is clueless when she should be smart. Lackluster all around. How can this be the same author who brought me Rose Hathaway?

Sorry, Adrian. You don't deserve this.

I generally adore anything richelle mead writes, and this was no exception. 4.5 stars would have been most accurate, but with a book I enjoy this much, I round up.

The Golden Lily by [a:Richelle Mead|137902|Richelle Mead|https://d.gr-assets.com/authors/1270374609p2/137902.jpg]

It was still good.

01/29/22: I just still love all these characters.

OK ... I'm REALLY tired of Adrian being hurt by these (bleep) girls!! Nuff said!! Liked the book though but my heart breaks for Adrian.

Orijinal yoruma Kitap Hayvanı'nın Günlüğü 'nden ulaşabilirsiniz.

Shit! Shit! Shit!



Böyle sonlar yasaklanmalı! Yooo, olamaz! Olmamalı...

Sonuyla beni bunalıma sokan bir kitap oldu The Golden Lily. Bloodlines yani Kanbağı serisinin ikinci kitabı Temmuz'da yurtdışında çıkmıştı, Türkçe edisyonu ise hâlâ hazırlanıyor. Tabii ben bu seriyi orijinal dilinde takip ediyorum. İyi ki de öyle yapıyorum; yoksa çıkmasını bekleyene kadar fena olurdum.

Her neyse, The Golden Lily Sydney'in Simyacılar tarafından çağrılmasıyla başlıyor. Ona bir tür hapishaneye nakledilen Keith ile ilgili sorular soruluyor. Keith'in insanlara vampir kanıyla yapılmış Simyacılar'ınkine benzer dövmeler satmasının arkasında vampirlere duyduğu yakınlık var mı diye soruyorlar. Sydney, dürüstçe öyle bir şey olmadığını söylüyor. Ama aslında bu konuda ikileme düşen kendisi elbette. Jill, Eddie, gruba yeni katılan Angeline ve Adrian'la olan yakınlığı ve hepsine duyduğu hisler Sydney'in iyice kafasını karıştırmış durumda. Bir Simyacı olarak Moroi ve dampirlerden nefret ederek yetiştirildiği için bir yandan onlara değer verirken, Simyacı yanı bunu her halükarda reddediyor.

Sydney, Amberwood lisesine devam etmekte ama bu kez kendi odası var. Yaptığı başarılı işler doğrultusunda Simyacıların güveniyle beraber, özel odasını da kazanmış. Angeline, Jill'in yeni oda arkadaşı. Ve Jill cephesinde de işler bir hayli karışık. Jill, Micah'la yakınlaşırken; ona âşık olan Eddie ise uzaktan izlemekten başka bir şey yapamıyor. Eddie'nin durumumu da beni pek üzüyor açıkçası. Üstelik Angeline de Eddie'yi etkilemekle uğraşıyor gibi duruyor.

Adrian ise Dimitri ve Sonya'ya geri dönüşen Strogoilerle ilgili araştırmada yardım ediyor. Bundan hiç memnun olmasa da. Sydney'e bol bol şikayet ediyor. Eh, tabii bunda deney arkadaşlarından birinin Dimitri olmasınında büyük bir etkisi var.

Sydney'in kanını Strogoilerin içemediğini hatırlayan Sonya, Sydney'e kanını inceletmesi için baskı yapıyor. Ancak Sydney, kanını hiçbir vampirin eline vermemekte kararlı. Bu konuda ona arka çıkan ise Adrian oluyor. Adrian'ı Sydney'i savunuşu görülmeye değer.

Bu arada Sydney de hayatında ilk defa bir erkekle çıkıyor. Hem kendi hem de etrafındaki herkes için tuhaf bir durum bu. Fakat çıktığı çocuk (Breydan'dı sanırım adı, çok garip ismi var. Adrian bu konuda ona çok takılıyor tabii.) tıpkı kendisi gibi. Bir tür "nerd" yani. Sydney onunla gayet iyi anlaşsa da eksik bir şeyler olduğunun farkında. Ve Adrian çocukla her daim dalga geçiyor. Kıskançlığından tabii.

Vee evet! Adrian Sydney'e fena halde tutulmuş durumda! Kitap boyunca bol bol bir araya geliyorlar ve biz de Adrian'ın tavrındaki değişiklikleri iyice kavrıyoruz. Sydney'in de ona karşı bir şeyler beslediğini de hissediyoruz elbette. Ama kendisi bunu anlamamakta çok başarılı. Hem de sinir bozucu derecede!

The Golden Lily'de aksiyon sahneleri daha az. Ama bunu hiç ama hiç hissetmiyor. Çünkü Sydney ve Adrian sahneleri her şeyi unutturacak cinsten. Öyle ki, gözüm çok kötü yorulmuşken bile kitabı okuma peşindeydim. Bu yönden Kanbağı'ndan daha iyi bir kitap olduğunu belirtmeliyim.

Kitap, Sydney karakterine ısınmama çok yardımcı oldu. Gerçekten, çok zeki bir kız. Rose nasıl cesursa, Sydney de bir o kadar zeki. Biraz kendime benzettim onu sanırım, ama onun kadar kör olmazdım ben herhalde. Ancak o sahne her şeyi yıkıp geçen cinstendi. Buradan Richelle Mead'a sesleniyorum: Üzme artık şu Adrian'ı. Yeterince ezdin geçtin çocuğu zaten! Bırak mutlu olsun bir kere de!!!

Son olarak, üçüncü kitap The Indigo Spell'de istediklerimin olmasını istemekten başka çarem yok. O da Şubat'ta çıkacakmış zaten! Ahh, neyse sakinim...